Bu sene “iyi” bir şirket oldunuz mu?

Yeni yıl geldi çattı. Herkes kendi listesini gözden geçiriyor, geçen 1 yılın değerlendirmesini yapıyor. Peki bir düşünün bakalım şirketiniz bu sene “iyi” bir şirket olabildi mi?

İyi derken kastım çalışanlarına nasıl davrandı? İş yaparken hukuksal zorunlulukların ötesinde efor sarf ederek adil ve dürüst olmaya çabaladı mı? Etki alanı içindeki doğaya ve çevreye nasıl davrandı? Kaynakları verimli, adil ve sorumlu kullandı mı? Topluma ne gibi faydası oldu? Ürettiği ürün ve hizmetlerle kamuya bir fayda sağladı mı? İyi bir vatandaş oldu mu?

Yaşlının elinden tutup, küçüklere destek oldu mu? Çiçeği sevip denizi korudu mu?  🙂

Sizce çalıştığınız şirket ya da yıl boyunca maddi katkı sağladığınız kurum ve ürünler geçtiğimiz 365 gün içinde “iyi” bir şirket oldu mu?

Amerika’da takip edilen http://www.goodguide.com/ üzerinden en azından kullandığınız ürünlerin “iyi” olup olmadığını takip edebilirsiniz. Merak ederseniz de şirketlerin iyi olup olmadığını eğer yayınlıyorsa GRI raporlaması ile takip edebilirsiniz.

Ama bir düşünün sizce bu sene kimler iyiydi, kimler yaramaz?

 

Reklamlar

Yönetim Kurulu Topuk Seslerine Alıştı Mı?

Şirketinizde üst yönetimde kaç kadın var?

Facebook’un CEO’su Sheryl Sandberg’ün dediği gibi kadın olarak bizlerin en büyük düşmanı yine biz kadınlar mıyız?

Yönetim Kurullarında her gün daha çok kadın yönetici atama haberleri alıyoruz. Peki kadınların üst yönetimde hangi branşlarda yer aldığı da önemli mi? Aynı anda hem CEO hem CFO ve hem de ana gelir branşının başında kadın olan bir şirkette çalıştınız mı? Erkek olanda çalıştınız mı peki? Tümü erkek olan ekiplerde çalışmış olma olasılığınız daha yüksek.

Sürdürülebilirlik boyutlarında kurum içi aksiyonların en önemli kalemlerinden biri kadınların yönetime dahiliyeti. Bu konuda hedefler konuluyor. Hedefler ulaşılıyor. Ancak Guardian’da yer alan haberde de bahsedildiği üzere 2015 yılında FTSE 100 şirketlerinin yönetim kurulu pozisyonlarının, evet, %23.5’u kadın yöneticilerden oluşuyor. Ancak icraya sahip direktör pozisyonlarına baktığımızda bu oranın sadece %8,6’lık bir oranının kadınlar tarafından yönetildiğini görüyoruz. Yani evet kadınlar yönetimde ancak yetkiye sahipler mi? Tartışmalı…

Peki kadınlara yönetimde daha çok yer alması için ayrılan kotasyonlar doğru bir davranış mı? Peki bu kotasyonlar gerçek amaca ulaşmada gerçekten yardımcı mı? Değilse asıl çözüm nedir?

Şirketler eğlenceli değil keyifli iş ortamları yaratmalı

Birçok şirket taşınıyor. Taşınırken de basın bültenlerine bakın ne diyor? Çalışanların eğleneceği de bir yer olsun istedik bu yüzden oyun alanları yaptık, diyor. Oysa çalışanlar çalışırken aslında eğlenmek değil, keyif sürmek istiyorlar.

Ayaklarını uzatabilecekleri bir puf, kendi arzu ettikleri çalışma masası, kendi rahat ettiği koltuk, hep bakmak istediği manzara, ofis içinde ideal sıcaklık, çalışırken müzik dinlemek ya da sonsuz sessizlikte olmak, abur cubur servisi ya da egzersize zorlayan koşu bantlı toplantı alanları, ya da çocuğunuzun, köpeğinizin ayağınızın dibinde olması… kimi zaman da hiç ofise gelmemek…

Size çalışırken ne keyif veriyor bir hayal edin!

Şu anki çalışma ortamınızdan çok farklı değil mi?

Oysa bahse varım şirketinizde en azından bir köşesi eğlenceye ayrılmıştır.

Peki kaçta kaçı keyif için ayrıldı dersiniz?

Bu adamın istifa nedenini tahmin edemeyeceksiniz!

Bu adam; “Bir baba olarak görev ve sorumluluklarını yerine getiremediği ve çocuklarını özlediği için CEO görevinden istifa etti.”

Şimdi başka bir şirkete geçtiğinde bu adamın yanında çalışmaz mısın? Bu adamın davranışı çalışanlarına verdiği mesajı başka bir aksiyon ile verdirtebilir misiniz? Bu adamın iş dünyasında bıraktığı mirası silebilir misiniz?

Bence cesaret gerektiren, kimsenin itiraf edemediği bir şeyi yaptı. Samimiyet yeni yüzyılın değeri olacak. Ve bu yüzyılın kalbini sadece samimi liderler kazanacak
Makaleye buradan ulaşabilirsiniz: Why am I leaving the best job I’ve ever had? http://www.businessinsider.com/why-max-schireson-left-mongodb-2014-8

Ben senin o parayı dağıtabilme ihtimalini sevdim Nevzat :)

Yemek sepeti haberine neden bu kadar şaşırdık?

Yakın zamanda Nevzat Aydın 589 milyon dolara Alman şirketine sattığı şirketinin 114 çalışanına 27 milyon doları paylaşacağını duyurdu.

Bu duyuruyu yaparken dağılım şablonunun nasıl olacağını vermese de – örneğin call centera 50 dolar mı düşecek gibi – bu uygulamaya şaşırmamızın birkaç nedeni olduğunu düşünüyorum

Öncelikle ülkemizde sık rastlanan bir durum değil ondandır; çok benzer bir durum olmasa da en yakın zamanda Lenova’nın CEO’su 3 milyon dolarlık primini tüm çalışanları ile paylaştığında büyük yankı uyandırmıştı.

Şaşırmamızın bir diğer nedeni de çalışan olarak firmalardaki değerimizi haklı seviyede düşünmüyor; gerçek katkımızın farkına varamıyoruz.

Bir şirketin varlık sebebi müşterileri olduğu kadar o müşteriyi bulan, çeken, koruyan ve memnun eden çalışanlarıdır aslında. Nevzat Aydın Yemek Sepeti ile bir şirket fikrini satarken;aslında sattığı bu başarıyı haiz kılan çalışanlarının başarısıdır.

O yüzden şaşırmayalım, takdir edelim engagement konusunun ne kadar hızlı gündem basamaklarını aştığını gördükçe daha çok benzerlerini göreceğimizi bilelim

Samimiyeti Markanızın Karakteri Yapın

Bir adamla tanıştınız. Size gülümsedi, güzel sözler söyledi, elinizi tuttu, yemeğe çıkarmak istedi. Ama o gülüşün altında size “samimi” duygular beslediğini hissetmediniz. Peki şimdi siz bu adamla yemeğe çıkar mısını? Bir şans verir misiniz? Büyük olasılıkla “hayır”; peki o zaman bir marka olarak neden eğer samimi değilseniz size şans vermemizi bekliyorsunuz?

Yeni yüzyılın değeri “samimiyet” olacak. Globalde bu kadar birbirimizle bağlantılı yaşarken artık birinden birşey saklamak neredeyse imkansız. Her yaptığımız bir iz bırakır oldu. Aksiyonlarımızla niyetlerimiz arasında eğer farklar varsa bu –kabak- gibi ortaya çıkacaktır.

Kullanıcılar olarak güvenmek istiyoruz. Bu kadar karmaşık bir dünyada yaşarken; söylediğiniz sözcüklerle anlatmak istediklerinizi birebir alıyor; samimiyetinize güvenmek istiyoruz.

Marka vaatleriniz “samimi” olsun.

Yenilik diyorsanız yenilik bulalım, ucuzsa ucuz. Sağ gösterip sol vurmaya kalkmayın; batarsınız.

Bir mesajın saniyeler içinde ülkeler, okyanuslar ilerisi eriştiği bir dünyada gerçekten niyet etmiyorsanız o zaman söylemeyin.

Kelimelerinizin ağırlığını bilin.

Nasıl söyleceğinize odaklanmaktan çıkıp ne söylediğinize dikkat edin.

Bugün hangi marka olmasa üzülürsün?

Üzülmezsin aslında 🙂 O kadar az ki hayatımda olmasa eksikliğini hissederim diyebileceğin markaların sayısı. Bir saysana; Apple, Coca-Cola, Mercedes, Microsoft, Google… Bunlar mı, değil mi? Peki ya başka?

Ne acıdır ki bugün canla başla, ailenizden, sağlığınızdan feragat ederek çalıştığınız/uğraştığınız markaların %74’ü bugün ortadan kalksa hiç kimsenin  “umrunda” olmayacak.

İşte HAVAS Media’nın her sene yayınladığı anlamlı markalar araştırması: buradan ulaşabilirsin.

Markanıza anlam katma vakti gelmedi mi hala? Forbes yazarı Simon Mainwaring yazmış; markanıza anlam katmanız için 10 neden. 1 tane bile yetmesi gerekiyor ya işte hızlıca konu başlıkları.

1. Artık tüketiciler, birşeye değer veren markaları tercih ediyor.

2. Birşeye değer vermek, gelirlerinizi artırıyor.

3. Toplumsal sorumluluğa eğilimli markalar rakiplerine oranla daha iyi performans gösteriyor.

4. Toplumsal sorumlulukla ilgilenen markalar, pazarlamacıların çok iyi bildiği “Top of Mind” ilk akla gelmede daha iyi sonuç veriyor.

5. Çalışanlarınızın bağlılığını yükseltiyor.

6. Birşeye değer vermiş olmanız size güven duyulmasını kolaylaştırıyor.

7. Liderliğe oynamanızı kolaylaştırıyor.

8. Yenilik yapmanıza/inovatif olmanıza neden veriyor

9. Bilinirliğinizi artırıyor

10. Toplumların kötü grafik çizdiği bir pazarda markalar da yaşayamaz.