İzlenmeden çalışılmaya devam edilmemesi gereken 10 Ted Talk

Eric Berlow and Sean Gourley: Mapping ideas worth spreading

Neil Harbisson: I listen to color

Hans Rosling: Let my dataset change your mindset

David McCandless: Veri Görselleştirmenin Güzelliği

Damon Horowitz bir “ahlaki işletim sistemi” çağrısı yapıyor

Dan Pink: The puzzle of motivation

Jessi Arrington: Wearing nothing new

Simon Sinek: How great leaders inspire action

Ken Robinson: How schools kill creativity

Seth Godin: This is broken

Bonus

Maz Jobrani: Did you hear the one about the Iranian-American?

Reklamlar

Hükümetler, Şirketler Gibi Değerlendirilseydi…

Hep şirketlerden ve çalışanlardan bahsettik. Engagement kelimesini; Türkçeye angaje olmak, dahil edilmek veya katılıma teşvik edilmek diye kavramlaştırdık. Duygularla ilgili dedik. Bir çalışanın görev aldığı kuruma karşı duyduğu hissiyattır dedik. Yeni dönemde Amerika’da milyar dolarlara mal olduğunu, tüm çalışanların talep ettiğini, kurumların da çözüme ulaşmak için milyonlar harcağını belirttik.

Düşünün ki ömrümüz çalıştığımız kurumlarda geçiyor. Çok sık rastladığımız bir cümleyi tekrar edelim; ailemizden çok çalışma arkadaşlarımızı görüyor, onlarla vakit geçiriyoruz. Ve biz çalışanlar olarak görev aldığımız kurumlardan bizi duymalarını, görüşlerimize önem vermelerini, bizi bilgilendirmelerini ve önemli kararlarda görüşlerimize başvurup ortak akılla hareket edilmesini talep ediyoruz.

Bir çalışan olarak eğer ki görev aldığımız kurum bu koşullarımızı kabul etmiyorsa en kötü olasılık istifa edip kendi değerlerimize daha yakın başka bir kurumda görev almak üzere yelken açabiliyoruz.

Ama bir vatandaş olarak bizler, elbette ki çalışan olarak ayrı şapkalar takan aynı insanlarız. Karakterlerimiz, değerlerimiz bir. Çalıştığımız kurumdan yukarıda sözü geçenleri talep ederken elbette yaşadığı toplumdan, yerel yönetimlerden de bu beklenti içinde olacağız.

Ya sev ya terk et politikası aslında kurumlar için bir motto olarak yer edebilecek iken bir ülke için farazi bir söz olarak kalacaktır.

Oysa haydi hayal edelim. Bir dünya, vatandaş şapkasıyla engagement (dahiliyet, katılıma teşvik edilme, angajman) skorlarına bakarak bir ülkede yaşamaya karar verebiliyor.

Bir dünya hayal ediyorum ki kendi değerlerim, karakterime yakın ve beni ne kadar karar süreçlerine dahil ettiğine göre yerleşik düzenime karar verebiliyorum.

Her sene bu skor ölçülüyor, hükümet bu skor üzerinden performansını ölçümlüyor.

Anket soruyor;
Her sabah uyandığınızda yaşadığınız toplumla ilgili ne hissediyorsunuz?
Ülkeye liderlik edenleri ilham verici buluyor musunuz?
Sizce ülkenin lider takımı doğru ve adil kararlar veriyorlar mı?
Ülkenin liderleri karar verirken sizi süreçlere dahil ediyorlar mı?
Alınan kararlarda sesinizin duyulduğunu düşünüyor musunuz?

Ve benzeri daha birçok soru ile belirlenen bir ülke ve lider performansı.

Yeni seçim sistemini konuşurken bunları da konuşalım.

If it ain’t broke, don’t fix it

Y nesli, G nesli, millenyum çocukları… Her nesle uygun yeni tanımlamalar üretiliyor. Birçok makale yayınlanıyor, araştırmalar yapılıyor, şirketler eğitimler alıyor.

Ancak kimse her yeni nesille beraber yepyeni bir iş düzeni kurma gereği hissetmiyor.

“If it ain’t broke, don’t fix it” mottosuyla yola çıkan iş adamları, “bazı şeyleri en başından yanlış kurgulamış olamaz mıyız? sorusuna hiç yanıt vermiyorlar.

Daniel Pink, birebir tanışma imkanı elde ettiğim iş hayatının dahi isimlerinden biriydi. Dünyaya bambaşka bir yerden bakıyor ama bu bakış açısını çok net ifade edebiliyor ve ikna edici örneklerle size “gerçekten biz ne yapıyoruz?” dedirttirebiliyor.

İşte Daniel Pink’ten motivasyon üzerine yine harika bir sunum.

Herşey Paraysa Birşey Yanlış

Eğer bütün gün şirket içinde çalışanlarınızın bir ve tek motivasyon aracı olarak para gösteriliyorsa “kurum iletişiminde” bir değil birçok şeyi yanlış yapıyorsunuz demektir.

İngilizce’de “engagement” olarak geçen bu sihirli sözcük tam Türkçe’de karşılığını bulamadığı gibi Türkiye’deki şirketlerde de değerini bulamadı.

“Employee Engagement” çalışanların şirketle olan ilişki biçimini tanımlayan bir endikatör. Çalışanlar ne kadar şirkete güveniyor, çalıştığı işle ne kadar gurur duyuyor ve kendi değerleriyle şirket değerlerini ne kadar örtüştürüyor gibi soruların yanıtlarından alınan bir skor, ortalama.

Eğer sizin şirketinizde ilk senaryodaki gibi bir ortam varsa demek ki “engagement” skorunuz alarm veriyor. Çünkü çalışanlarınız, maaştan öte şirketin sunduğu başka hiçbir değeri görmüyor demektir.

Peki bu nasıl düzelir?

Engagement skorlarının yukarı çıkması zor ve uzun bir süreç. Çünkü en başta insanların size güvenmesi ve söylediklerinizi samimi bulması gerekiyor. Engagement’ın 1 numaralı koşulu budur. En zor sağlanan endikatör bu madde olduğu için aslında bunu aştığınız anda skorlarınızın onar onar çıkması bile mümkün. Ama bu söylenildiğinden daha zor bir görev. İsterseniz CEO olun, ister takım yöneticisi; insanlara kriz dönemlerinde güven ve samimiyetle mesajlarınızı iletmek, bu satırlara yazmak kadar kolay olmuyor.

Peki başka ne gerek?

1. Açık olmanız beklenir. Belki Türkiye iş dünyası için en zor olan kelimeyi de telafuz etmek gerekiyor zaman zaman; “bilmiyorum”. Gerçekten bazı soruların cevaplarını bilmiyorsanız, bunu söylemekten de çekinmeyin. Biliyorsanız, söylemekten çekinmeyin. Zaten kahve molalarında sizin bildikleriniz hakkında çalışanlarınız en baba Türk filmine taş çıkartacak senaryoları yazıyor. Mesajınızı siz yönetmezseniz, o zaten kendine bir yol buluyor; hem de kendi istediği senaryoyla.

2. Güven ve destek duygusu. Güven duygusu samimiyetle beraber gelecektir; ama aynı zamanda çalışanlarınız zor zamanlarda onlardan yana kararlar alınacağını da bilmek ister.

3. İletişim halinde olmak gerek. Herşey günlük gülistanlıkken eminim yemekhanede bile üst düzey yöneticileri görmek güzel oluyor. Ama stratejilerde işler beklenildiği gibi gitmediğinde, ani bir kriz anında herkes sanki başka bir merkezde çalışıyor gibi gözden kaybolur. İletişimde süreklilik “merhaba” ile başlar ama diyalog gerektirir.

Bu 3 maddeyi yerine getirdikten sonra çalışanlarınızla artık sağlıklı iletişim kurabileceğiniz bir platform oluşturdunuz demektir. Ama üzgünüm, daha işiniz yeni başlıyor.

Bu platform üzerinden artık çalışanlarınıza şirketin vizyonunu, yıllık iş hedeflerini anlatmaya başlamalı ama orada bırakmamalısınız. Kendilerinin birey olarak nasıl bu hedeflere katkıda bulunduklarını anlatmalı, onları inandırmalısınız. Çalışanlarınıza ilham vermeli, çalıştıkları yerle gurur duymalarını sağlamalısınız.

Eğer çalışanlarınız için bu iş ortamını sağlayabilirsiniz, o zaman inanın “para herşey demek olmayacak.”

CEO iletişiminde “gündem” nerede?

CEO mesajları her zaman önemini kurum içinde korur. Elbette mesajların önceliklendirilmesinde en başta kurum hedefleri, stratejiler, çalışan hakları vb konular gelir.

Peki ama Türkiye’de iyi kötü, offline online haberleri en az bir kanaldan takip eden çalışanlarınız için CEO iletişimi gerekli mi?

CEO’ların yoğun gündemi içinde “bir de bu çıktı başımıza” denildiğini duyar gibiyim. Oysa kurum içinde iletişim fırsatları yaratabilecek, kurum kültürünü pekiştirebilecek örnekler karşımıza çıkmıyor değil. Bunlar zaten kahve, yemek aralarında, toplantı başlangıçlarında konuşuluyor…

Kulağıma gelmedi ama beklerdim ki bir CEO, İK başkanıyla beraber Galatasaray Üniversitesi’nin alev alev yandığı günün ertesi ortak bir mesaj yayınlasın. En başta ulusal bir değer olarak kaybettiğimiz bu sivil mimari örneğiyle ilgili bir mesaj versin hem de o gün düzenlenecek olan “biraraya gelme” için GS mezunu çalışanlarına izin versin.

Bir taşla iki kuş vursun!

Çalışanlar, üst düzey yönetimin kendileriyle sadece satış baskısı altında konuşmalarındansa arada sırada onlara samimiyetle dokunduklarını da gösteren iletişime geçsin isterler.

Elbette, belirtmek gerekir ki bu bir kerede kazanılacak bir yaklaşım değil. Her gün bu vizyonu koruyarak gazeteleri okumalı, haber kanallarını dinlemeli.

Bugün olmaz ama; sürekli bir iletişimle samimiyet kazanılır…

Siz daha Jacquelyn ile tanışmadınız mı?

Farklı birçok kaynağı günlük tarıyorum. Son dönemde ne zaman “bu haber ilginçmiş” desem karşıma Jacquelyn çıkıyor. Forbes’un liderlikten, sürdürülebilirliğe ele aldığı birçok konunun yazarı.

Yakın dönemde paylaştığı en iyi kurumsal vatandaş, en etik şirket, en sürdürülebilir şirketler listelerini, en çalışılası şehireler, 2013’ün en iyi en kötü işleri vb birçok haberi hep Jacquelyn’den haber aldım.

Eğer siz hala Jaquelyn ile daha tanışmadıysanız bence şimdi tam vakti.

http://www.forbes.com/sites/jacquelynsmith/

Why Well-Paid Employees Are Good for Business

From Matt BrownellDailyFinance via Business Insider

It’s no secret that the retail sector depends on minimum-wage labor — when President Obama proposed raising the federal minimum wage in his State of the Union address, the National Retail Federation was one of the first groups to express its opposition.

Read more: http://www.dailyfinance.com/on/paying-more-than-minimum-wage-good-business/#ixzz2RCu2Rypv