Sen fazla mesaiyi hak ediyor musun?

Amerikan Başkanı Obama bir açıklama yaptı ve dedi ki “Eğer sıkı ve uzun saatler çalışıyorsanız, o zaman fazla mesaiyi de hak ediyorsunuzdur”.

En tepeden gelen talimat ile artık Amerika’da çok çalışmanın karşılığı alınacak. Peki biz hak etmiyor muyuz? Türkiye’de çok işi az insan ile çözmeye çalışma kültürü son bulur mu? Bugün sosyal hayatımızın dur noktasına geldiği fazla mesai saatlerine karşılık kurumların ardı arkası kesilmeyen “çalışan aktiviteleri” telafisi olur mu?

Eğer bu denge sağlanamazsa gerçek çalışan memmnuniyetinden bahsedilebilir mi?

CEO’ların “biliyorum birbirimizi ailelerimizden daha fazla görüyoruz” klişe açılış cümlesi birgün uzaktan ve esnek çalışma metotları ile son bulabilir mi?

Tüm bunlara karşın Türkiye’de birgün bir deli çıkıp “çok çalışıyorsanız, karşılığınızı alırsınız” der mi?

Reklamlar

Samimiyeti Markanızın Karakteri Yapın

Bir adamla tanıştınız. Size gülümsedi, güzel sözler söyledi, elinizi tuttu, yemeğe çıkarmak istedi. Ama o gülüşün altında size “samimi” duygular beslediğini hissetmediniz. Peki şimdi siz bu adamla yemeğe çıkar mısını? Bir şans verir misiniz? Büyük olasılıkla “hayır”; peki o zaman bir marka olarak neden eğer samimi değilseniz size şans vermemizi bekliyorsunuz?

Yeni yüzyılın değeri “samimiyet” olacak. Globalde bu kadar birbirimizle bağlantılı yaşarken artık birinden birşey saklamak neredeyse imkansız. Her yaptığımız bir iz bırakır oldu. Aksiyonlarımızla niyetlerimiz arasında eğer farklar varsa bu –kabak- gibi ortaya çıkacaktır.

Kullanıcılar olarak güvenmek istiyoruz. Bu kadar karmaşık bir dünyada yaşarken; söylediğiniz sözcüklerle anlatmak istediklerinizi birebir alıyor; samimiyetinize güvenmek istiyoruz.

Marka vaatleriniz “samimi” olsun.

Yenilik diyorsanız yenilik bulalım, ucuzsa ucuz. Sağ gösterip sol vurmaya kalkmayın; batarsınız.

Bir mesajın saniyeler içinde ülkeler, okyanuslar ilerisi eriştiği bir dünyada gerçekten niyet etmiyorsanız o zaman söylemeyin.

Kelimelerinizin ağırlığını bilin.

Nasıl söyleceğinize odaklanmaktan çıkıp ne söylediğinize dikkat edin.

Markalar bizi neden cezalandırıyor?

Yıllar yıllar önce çok güzel bir kitap okumuştum: Myth of Excellence.

Mükemmeli ararken detaylarda boğulup müşterilerini üzen şirketlerin hikayeleriydi bunlar.

O gün bugündür hizmet sektörüne bakışım değişti. Çok major birkaç soru sormuş ve yanıtlarını kariyerleri boyunca danışmanlık ettiği şirketlerde çözümlemeye çalışmışlar.

Bu soruları kasadakilere sorduğunuzda bugüne kadar düşünmediklerini kendi gözlerinizle görebilirsiniz.

Denemesi bedava

Haydi siz de gelin yanıt verin:

  1. Süpermarketlerde ekspres kasalar minimum alışverişi hızlandırmak için kolaylık sağlarken aslında en büyük ciroyu getiren ve hacimli alışveriş yapan müşteriler neden cezalandırılıyor?
  2. Mağazalarda neden 6’dan fazlaya ilgi duyan ve daha fazla satın alma niyeti olan müşterilere kısıtlama getiriliyor?
  3. Daha kendi çalışanları denememişken/kullanmıyorken size nasıl ürünlerini tavsiye ettiriyorlar ve sizin bu bildirimden tatmin olmanızı bekliyorlar?
  4. Neden on binlerce doları kendi düşündükleri bir proje için yatırırken kullanıcı deneyimini baz almıyorlar?

Bugün hangi marka olmasa üzülürsün?

Üzülmezsin aslında 🙂 O kadar az ki hayatımda olmasa eksikliğini hissederim diyebileceğin markaların sayısı. Bir saysana; Apple, Coca-Cola, Mercedes, Microsoft, Google… Bunlar mı, değil mi? Peki ya başka?

Ne acıdır ki bugün canla başla, ailenizden, sağlığınızdan feragat ederek çalıştığınız/uğraştığınız markaların %74’ü bugün ortadan kalksa hiç kimsenin  “umrunda” olmayacak.

İşte HAVAS Media’nın her sene yayınladığı anlamlı markalar araştırması: buradan ulaşabilirsin.

Markanıza anlam katma vakti gelmedi mi hala? Forbes yazarı Simon Mainwaring yazmış; markanıza anlam katmanız için 10 neden. 1 tane bile yetmesi gerekiyor ya işte hızlıca konu başlıkları.

1. Artık tüketiciler, birşeye değer veren markaları tercih ediyor.

2. Birşeye değer vermek, gelirlerinizi artırıyor.

3. Toplumsal sorumluluğa eğilimli markalar rakiplerine oranla daha iyi performans gösteriyor.

4. Toplumsal sorumlulukla ilgilenen markalar, pazarlamacıların çok iyi bildiği “Top of Mind” ilk akla gelmede daha iyi sonuç veriyor.

5. Çalışanlarınızın bağlılığını yükseltiyor.

6. Birşeye değer vermiş olmanız size güven duyulmasını kolaylaştırıyor.

7. Liderliğe oynamanızı kolaylaştırıyor.

8. Yenilik yapmanıza/inovatif olmanıza neden veriyor

9. Bilinirliğinizi artırıyor

10. Toplumların kötü grafik çizdiği bir pazarda markalar da yaşayamaz.