Selam dünyalı biz dostuz!

Kurum içinde sıradan bir gün. Sabah işe gelmişsiniz. Kapıdan içeri girdiniz. Güvenlik görevlisini gördünüz. Bir “merhaba” dediniz. Şaşkın bir bakış sardı etrafınızı. Yanıt gelmedi. Asansöre bindiniz haydi bir cesaret edip “günaydın” deyin. Hatta bir adım ileri gidin ve o günle ilgili hiç tanımadığınız bir kişiyle sohbete girmeye çalışın.

Korkma, aynı ekibin parçasıyız biz. Ben yabancı değilim.

Neden aynı kurum içinde birbirimizle temas kurmaktan korkuyoruz?

Hele ki bir de üst düzey bir yönetici olarak bu adımları deneyin.

Temasa geçtiğiniz hemen hemen her çalışan size bir “uzaylı” gibi davranmaktan kendilerini alamıyorlar.

Aslında çok da çalışanları zorlamamak gerek bu konuda. İçinde yaşadığımız toplum bizi buna zorluyor.

Hayal edebiliyor musunuz ki, metrobüse bindiğiniz bir gün, içeriye her adımını atan içten bir “günaydın” ile biniyor araca. Ardından da içeridekiler de karşılık veriyor. Aracı terk ederken de “haydi kolay gelsin” diliyor bir vagon dolusu insan.

Komik mi geldi ya da saçma mı? İşte bu yüzden çok gitmeyin çalışanlarınızın üzerine.

Ama bu kültürü yaymak ve yerleştirmek bir kurumdaki herkesin görevi olduğu unutulmasın.

Tek bir “Günaydın” bile bulaşıcıdır.

Reklamlar

Büyüdün de oldun, Bildin de mi oldun?

Üniversitede kütüphanede çalıştım. Bir çok kitabı raflardaki yerini almadan okuma fırsatım oluyordu. Aynı zamanda kütüphane arşivini karıştırıp aklıma takılan konuları okuyabiliyordum.

Bir gün elime bir kitap geçti: What to with your life?

Kitap bundan neredeyse on sene önce bugünkü beyaz yakalıların sorununu irdeliyordu. İş tatminsizliği… Ülkenin her yerinden kariyerinde “major” değişiklikler yaşamış insanları buluyor onlarla görüşmeler yapıyordu.

Bu insanlar mutsuzluklarından kurtulup bir çoğu maddi yüklerin de altına girip “true calling” yani “bu hayattaki amaçlarının” ne olduklarına inandıkları şeye yöneliyor ya da bu arayışı daha da derinleştirecek araştırmalara yöneliyorlardı.

Kitabı okuduktan sonra hayatta benim için tek doğru olduğuna inandığım kariyer seçimimi bugün dahi sorguluyorum.

Bazı insanlarla tanışırsınız. Neredeyse doğduğu gün itibarıyla ne yapmak istediğini bilir. Bir çoğunu zaten bugün tanıyoruzdur. Çünkü bizim aradığımızı onlar bildikleri için hayatta 1 değil 10 -0 önde başlayıp zaman kazanıyorlar.

Günler geliyor ve ben düşünüyorum. Bu hayatta tüm fırsatlar eşit olsaydı bugün olduğum, bulunduğum yerde, bu uğraşla mı ilerlerdim?

Kaçımız bilerek ve isteyerek mesleğimizi seçiyoruz? Hayatta bize belki de en önemli kararımızı verirken yaptığımız seçim için ne kadar zaman tanıyorlar? Biz kendimizi daha tanımadan nasıl mesleğimizi seçiyoruz? Nasıl seçmemizi bekliyorlar?

Peki cevapları nasıl bulacağız? Şu ana kadar başvurduğum tüm kanallar #deadend – çıkmaz.  Haydi bizden geçti diyelim, bu soruyu bizim yaşımızda sormaya devam eden nesiller olmasına izin mi vereceğiz?

Hayattaki cevabını bulamadan ölenler var! El ele tutuşup mu boğulacağız?