Bana Yetişkin Gibi Davran

Bu çığlık 5 yaşında bir kız çocuğundan gelmiyor. Bu çığlık günümüz beyaz yakalıların çığlığıdır;  “bana yetişkin gibi davran”.

İşverenler çalışanlarına sizce de birer küçük çocuk gibi davranmıyor mu?

Anne babalar, bir zamanlar çocuk olanlar… Sizleri şöyle geçmişe bakmaya çağırıyorum. İlkokul sıralarında otururken öğretmenlerinizin, sonrasında da ailenizin size söylediği kelimeleri bir hatırlayın. Sizlere tarif edilen işleri, yapmanız istenilen görevleri, size uygulanan kuralları bir hatırlayın.

Şimdi sizi günlük iş akışlarınızla karşılaştırmaya davet ediyorum.

İşvereniniz sizin sabah, akşam geliş gidiş saatlerinizi denetliyor. Bir öğretmen edasında sabah saatine bakan yöneticileri görmüyor musunuz kapı aralığında?

Ödevlerinizi yaptınız mı diye kontrol etmiyorlar mı performans değerlendirmelerinde. Hatta ara ara hatırlatıyor bile; “evladım yapmadın mı hala ödevini?”.

Ders esnasında mutlaka çalışma masasında, yanında oturmanızı istiyor. Belirli kalıplar içinde konuşmamızı istiyorlar, önce müdüre sonra öğretmene şikayet etmemizi bekliyorlar arkadaşlarınızı…

Karar verilen üniforma kuralına uygun gelip gitmenizi istiyor. Boş vakitlerinizde bahçede top oynayabilirsiniz, diyor.

Ne olduğunu görüyorsunuz, değil mi?

Eğitim sistemimiz, çalışma sistemimizi de belirliyor. Kutular içinde kaldıkça, kutular içinde çalışmaya da devam edeceğiz.

 

Reklamlar

Bizden CEO Olmaz mı?

Bir süredir yazılar yazıyorum. Sağ olsun okuyanlar da beğeniyor, yorum yapıyor. Çoğunlukla beyaz yakalı tüm arkadaşlarım “şiddetle” katıldıklarını belirtiyor.

Şöyle bir hesap yaptım. Şu an biz genç profesyoneller kategorisinde çalışan beyaz yakalılarız. Kariyer basamaklarını da hızla tırmanıyoruz. En geç bir 10 sene sonra, bizler bugün şikayet ettiğimiz üst yönetimin koltuğunda oturuyor olacağız.

Şimdi dilemma bu noktada başlıyor. Yeni yönetim, yeni anlayışla mı tabana yayılacak yoksa o koltuğa oturmak için fedakarlıklar yapıp sistemin bizi yutmasına izin mi vereceğiz?

Çünkü bugün şikayet ettiğimiz sistemin içine baktığınızda çok da yaşça bizlerden ileri insanlar meşgul etmiyor o makamları.

O zaman bu sistem onları da yuttu mu demek oluyor? Merdivenleri tırmanıp o makamın rakımına ulaşıldığında oksijen seviyesindeki azlık zafer sarhoşluğuna mı itiyor insanları?

Öte yanda yoksa bu senaryoda bizler, bu düşüncelere hakim oldukça kariyer merdivenlerini yükseklik korkusu ile tırmanamıyor muyuz? Ya da tırmanmak istesek de kafamızdaki ağırlıkla bir noktada takılı mı kalıyoruz?

Bu ara çok düşünüyorum bu konuyu. Bizden CEO olmaz mı? Zappos’da (http://www.zappos.com/) oldu. Ama o da “istisnalar kaideyi bozmaz” mottosuyla mı oldu?

Yoksa “hırs”sızlığımızın mı kurbanı oluyoruz…