Kendi Kurallarımızla Yıkılıyoruz

İş yerinin resmi saati 9-6’dır. İşin bitse de 6’dan önce çıkamazsınız. O gün hava çok güzel diye işinize 1 saat ara verip sahilde bir kahve içemezsiniz. İş yerlerine çocuk ve evcil hayvan getiremezsiniz.O gün bakıcınız rahatsızlandıysa, ya da sadece çocuğunuz o gün sizinle bir gün geçirmek istiyor diye öyle elinizi kolunuzu sallayarak işe gelemezsiniz. İş ve özel yaşamınızı karıştıramazsınız. Ne kadar iş yaşamanız özel hayatınızı ele geçirse de siz yine de özel işiniz olan kuru temizlemeye verilecek paltonuzu mesai saatinizde veremezsiniz. Müdür iseniz size araba verilir; bisiklet verilmez. Siz isteseniz de istemeseniz de o araba müdürlere verilecek. Allah vere de dünyanın en ciddi firmasına birgün kot giyip gelinsin; hisse değeri yerle bir olur maazallah.

Hiç düşündünüz mü ilk kim ya da hangi firma bundan böyle işyerleri 9-6 çalışacak dedi? Ya da hangi firma ciddi firmalar ciddi giyinir, bundan böyle herkes simsiyah takım elbiseleri ile işe gelecek diye buyurdu?
İş dünyası belli başlı kurallar üzerinden oyununu oynuyor. Ama bu kuralları bizlerin koyduğunu unutuyoruz. Sanki doğa güçleri gibi dünyanın oluşumundan bugüne genel geçer haklarmış gibi davranıyoruz.

Oysa unutmamalıyız ki tek genel geçer kurallar var; onlar da değerlerimiz.

Kısacası çalışanları mutsuz eden tüm bu uygulamaları aslında iş dünyasının ataları o günün gerekçeleriyle hareket ederek yerine getirmişler. Bugün çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. Özel ve iş hayatının kolkola yaşadığı; 7/24 iletişim teknolojisiyle hayatımızın iş, işimizin hayatımız olduğu bir çağda.

Eski düzenin çalışanlara dayattığı kurallar insanların hayatlarını ve onlarla beraber olanların hayatlarını perişan ediyor.

Bir dahaki yıl sonu toplantınızda “inovasyon” kelimesini kullandığınızda bir daha düşünün. İş hayatını nasıl yaşadığınız ve yaşattığınızla başlayın inovasyona ve unutmayın mutsuz bir çalışanın işyerine maliyeti 1(bir) maaştan çok öte.

Reklamlar