Bizim Kurumlar Ne Zaman Real Madrid ile yarışacak?

Tamam çok iyi bir skor aldığı söylenemez ama Eylül ayında Galatasaray dünyanın en iyi futbol takımı Real Madrid ile karşılaştı. 6-1 gibi hezimet olarak adlandırılan bir skorla da maç sonlandı. Ancak şu yadsınamaz bir gerçek ki futbol dünyası kendi içinde yer alan tüm kurumlara eşi bulunmaz fırsatların kapısını açan sistemler yaratıyor; takımların benchmark yaratabileceği  imkanlar sunuyorlar.

İş dünyası ise birbirinden uzaklaştıkça uzaklaşıyor. Oysa şeffaflık ve hesap verebilirlik dediğimiz konular bu günlerde iş dünyasına birbirine çok daha yakın, iletişim halinde olması gerektiğini söylüyor.

Futbol iki takımın karşılaşması ise kurumların da yarışmaları var deniyor. Çeşitli dallarda ya kurumlar başvuruyor ya da aday gösteriliyor ve yahut araştırma sonuçlarıyla listeleniyorlar.

Kriterler çerçevesinde kurumlar belirli bir kalıbın içine sokuluyor. Birçok yönetici bu sonuçlara bakıp “hmm” diyor; direkt finansal sonuçlarla alakalı değilse kendi gündemine devam ediyor.

Oysaki bu bir futbol maçı değil. Artık kurumların operasyonları olan ülke, doğa  ve toplumlara her zamankinden daha çok sorumlulukları olduğunu kabul etmeleri gerekiyor. Geç kalınmış aksiyonları gündemin ilk sıralarına almaları gerekiyor.

Herkes aynı şeyi söylüyor. Böyle giderse yakın bir zamanda 1 degil 3 dünyaya ihtiyacımız olacak. Benim gelecek senaryom çok karanlık, gıda ve su savaşları olan bir dünyadan huzur dolu yeşil bir dünya kadar geniş bir spekturum arasında gidip gidip geliyor.

Ne dedik, bu bir futbol maçı değil. Bu bir seferberlik. Elbette rekabet olmalı. Yeşil İş Konferansı Eylül ayında bir oturumda şöyle dile getirdi: kar yoksa sürdürülebilir değildir.

Bu bir seferberlik. O yüzden yarışmalardan vazgeçmeli benchmarklara dönmeliyiz.

Benchmarklar kurumların karşılıklı iyi uygulamalarını keşfedip zaman tasarrufu ve para kazandıran bir yöntemdir. Kendi başınıza birşeyleri keşfedip uygulayıp test edinceye kadar bunu yapan başkalarından ders almak bir kuruma sadece zaman değil para ve en önemlisi rekabet avantajı kazandırır.

Örnek incelemek için illa ki Master programlarına, workshop ve seminerlere gitmeye gerek yoktur. Bazen tedarikçilerinizle içeceğiniz bir kahve de size içgörü (insight) kazandırır.

Çalışan iliskileri, teknoloji, yeşil uygulamalar vb. birçok farklı konuda birbirinden farklı birçok sektörden, ajanstan, araştırma firmasından bilgi alabilir, benchmark yapma fırsatı elde edebilirsiniz.

Şimdi bir kendinize dönün ve sorun; en son ne zaman paydaşlarınıza “öğrenmek ve dinlemek için” soru sordunuz?

Reklamlar

Siz ne kadarını paylaşırdınız?

Kriz dönemleri, şirketlerin tüm operasyonlarını baştan aşağı tekrar değerlendirdiği, her alanda önlemler alındığı, planlar yapıldığı anlara dönüşüyor.

Şirketin özellikle dolar işaretiyle adlandırdığı tüm alanlar kağıt üzerinde gözden geçirilir. Yıl içinde “best place to work”, “employee engagement”, “best human resources practices” gibi birçok havalı uluslararası uygulamanın en başarılı şekilde aplike edildiği şirketlerde bile ne yazık ki çalışanlar, bu çalışmada “personel sayısı” olarak adlandırılmaktan kurtulamaz.

Rakamsal tüm denklemler hesaplanırken, özellikle kriz döneminde kenetlenip bir ekip ruhuyla hareket edilmesi gereken kurumlarda çalışanların moral ve motivasyonlarına, endişelerine yönelik çalışmalar hiç düşünülmez.

Kesintiler yapılacaksa bu çalışanların yemek planlarından, servis ulaşımından, sosyal aktivitelerinden, hatta ve hatta prim ve zamlarından yapılır. Ama tüm bu tasarruf tedbirleri arasında koridorlarda üst düzey yöneticilerin almaya devam edeceği prim ve zamlardan bahsedilir.

Her liderlik dersinde, örneğinde altını çize çize söyledikleri birşey varsa o da liderlerin “rol model” olmaları gerektiğidir. Ancak ne yazık ki lider olarak gördüğümüz birçok kişi zor kararlar verilmesi gerektiğinde yöneticilik vasıfları içinde kendilerini daha rahat hissediyorlar.

Çok yeni bir haber gazete ve dergilerin manşetini süsledi. Beni şaşırtansa bu habere şaşırılmış olması oldu. Lenova’nın CEO’su 3 milyon dolarlık primini şirket çalışanları ile paylaştı. Özellikle fabrika çalışanları için onlara düşen oran bir maaş oranını bulmuş ve onlar için çok önemli tutara ulaşmış. Lenova’nın CEO’su bu başarının herkesin başarısı olduğunu ve paylaşma gereği duyduğunu açıkladı.

Daha önce benzer örnekleri yine yurt dışından duymuştuk. Yılda 1 dolara çalışan CEO, işe otobüsle gelen CEO, vb.

Şimdi bana söyleyin, bu çalışanların, paradan öte yapılan bu jest ile, bu CEO’ya ve kuruma olan sadakatini kim yıkabilir? Hangi kriz? Hangi rakip?

– Pek tabii tüm bu aksiyonların altında “samimiyet” en önemli olgu. Belirtmeden geçmeyelim –

Ne yazık ki kendi ülkemizde 2008 krizinde benzer bir örnek bu kadar ilgi çekmedi. Kale Grubu 2008 krizini aşmak için tasarruf tedbiri olarak maaş kesintisi uyguladı; ancak bu kesinti en üst düzeyden belirli bir yönetici seviyesine kadar kademeli olarak en yüksek kesintiden en düşeğe doğru yapıldı. Böylece 6 milyon TL tasarruf edildi.

Bir yandan toplu işten çıkarmaların olduğu şirketlerin kapılarındaki ambulans haberlerinden bu haberlere sanırım sıra gelmedi.

Türkiye’den daha çok örnek var mı? Elbet vardır. Ne yazık ki bu şirketleri ödüllendirebilecek bir sistemimiz var mı onu bilmiyorum.

Lider şirketler mutlaka bu kararlarının çıktılarını uzun dönemde alıyordur. Ama unutmamak gerekir ki en önemli karar verici yine bizleriz. En başta birer tüketici olarak gücümüzü gösterebiliriz. Şirketlerin yanlış uygulamalarına karşı bizler tüketici kimliklerimizi daha iyi benimsemeli, kendi şirketimizin bize yapmasını istemeyeceği ya da bizlere de aynı şekilde davranmasını istediğimiz şekli satın alma gücümüzle ispat edebilir; diğer şirketlere de doğru yolu gösterebiliriz.

We need a “moral operating system”

Durup düşünmek gerek. İyi Kurumsal Vatandaş olmak için her günki iş akışlarımızı tekrar gözden geçirmeliyiz.

Herşey hakkında fikrimiz var ama etik uygulamalar konusunda işimizde geleceğimizi doğru temeller üzerine inşa etmek için bu egzersizi gerçekten hayata geçirmeliyiz.

Kurum olarak sadece kendimize değil; müşterilerimize, çalışanlarımıza, yatırımcılarımıza, belki de en önemlisi topluma ve kullandığımız özkaynaklara karşı sorumluluğumuz var.

Belki en baştan bu düşünce egzersizi ile başlasaydık; bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olurduk.

Tatil Dönüşü Neden Bu Kadar Zor?

Her bayram seyran aslında işverenler için verimlilikte bir kriz yaratıyor.

Çalışanlar mutlulukla ayrıldıkları işlerinden ayaklarını sürüyerek geri geliyorlar. Deniz, kum, güneş… Aile ve arkadaşlarla beraber geçirilen kaliteli zaman ardından işe geri dönmek kime zor gelmez ki?

Peki tüm bunlar işverenler için bir şeylere işaret etmez mi?

Eğer “Best Place to Work – Çalışılacak En İyi Yer” gibi büyük kelimeler kullanan bir şirketseniz, durumu tersine çevirmek için birşeyler yapmanız gerekmez mi?

Çalışanlarınıza eğer iş ve özel yaşamlarında bir denge sunamıyorsanız, bu dengeyi kendilerinin sağlaması için imkanlar tanımalısınız.

Kadın çalışanlarınız için esnek çalışma saatleri, kreş seçenekleri, “çocuğunuzla beraber işe gelin” günleri vb. birçok farklı uygulamayı hayata geçirin.

Esnek çalışma saatleri her çalışan için bir mücevher değerindedir. Bu imkanı iyi kullanın.

Google vb birçok teknoloji firmasının modelini inceleyin. Teknoloji firması olmamanız çalışanlarınızın farklı istekleri olduğu anlamına gelmez.

Yeni nesil çalışanlarınız artık sizden, şirketinizden, yepyeni beklentiler içinde. En erken bunları benimseyen teknoloji firmaları oldu. Bu firmaları iyi inceleyin. Bazı denemeler yapın. Denemek bile size puan toplayacaktır. Unutmayın, yanlış yapmak, görmezden gelmekten her zaman daha iyidir…

Bu adımların sadece bir tanesini bile atsanız bir başlangıçtır. Hemen herşeyi uygulamanız gerekmez. Ama unutmayın, daha fazla geç kalmak artık günü yakalayamamak anlamına gelebilir…